29.5.05

le voyage dans la lune

cast off the colour
and tune in to black
the moon touches your shoulder
and brings the day back

Ay ışıltılı giysilerini giymiştir şimdi
daha önce var olmayan bir melodiyi üflemiştir
ardından gecenin içine,
gözlerini kapayıp.
İçinde kaybolmuştur
her bir titreşimin,
sesin,
kendinin.
Ayakları çıplaktır ayın
üzerine bastığı
çakıl taşlarının
kumun
çimenin
ve toprağın
ruhuna
değebilmek için
ruhuyla.
i raise my arms up to the sky
i'm dressed up
for the splendour in silver-grey
moonstruck
i dance the moonlight dance

Ay kendi ışığıyla parlar
karanlığında.
yanar
döner.
Kamyon farı gibi gözünü alır
bazen.
Bazen,
kendini yer ay,
parça parça
kusar ardından.
Binlerce kelebek çıkar
ağzından.
Aydan adam olur.
Kardan olsa erir.
Ucundan göz kırpar gecenin,
güneş tırnağını kesip
gökyüzüne atmış deriz biz.
Aya basma
iz olur
-Olur...
Aya basma
kayarsın.
Kay
usulca
dil üstünde kaydırmaca
Bil mece
Bil
me
gör!
Ritmi hayatın
bendire vuruşun gibi
bazen
kendiliğinden
bazense bilindik.
Hayatı besleyen ay,
suları alçaltan.
Bazen yükselten.
Git gel git gel git
gel git gel git
-Gel...
Yeniay mı?
İlkdördün mü?
Belki de dolunay
ya da sondördün.
Belki doksan derece uzakta olmak.
Belki karşı karşıya durmak.
Belki de birleşmek
güneşle ayın serüveni.
Ay aklarım yok benim
yerdeki ben değilim.
Ayı giydim bu gece
çıplak değilim.
Ay lardan sen
Gün lerden ben
Ben ayı işaret ederim
siz parmağıma bakarsınız
Siz…
siz…
bilmezsiniz.

2 yorum:

deniz..* dedi ki...

Harika yazıyorsun... ay lardan dolunay gün lerden sonsuz olsa...

Sunthing Special dedi ki...

Şiir yazdığımı sanmıyorum.Düz yazı da olmuo işte bilmiorm.Ortaya karışık...