3.2.06

Friends forever...

“Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır hepsi o kadar. Ama tam sen o köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam “Bu köprüyü geçip bana gelir misin?” İşte o anda bunu istemeyiverirsin. Sorumu tekrarlasam öylece susup kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde. Bir araya gelmek istesek de yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğümde sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde…Yutkunur ve şaşar kalırsın.”

Bu belki en zor yazım. Bu bir veda yazısı. Sonun bir önceki durağında zarif bir el sallama giden yolcuya. Yolculuk devam edecek nasıl olsa. Herkes için…Hep olduğu gibi.

Küçücük bi kızdım o zaman ben. Ortaokul yılları. Rüzgarlı kasabada oturuyoruz. Tek çocuğum, biraz da şanslıyım, ailem şartlarını zorluyor ve kasabanın tek özel okulunda sonradan görme zenginlerin çocuklarıyla okuyorum. Diğerleriyle bağ kurmakta zorlanıyorum çünkü onlarla olmaktan haz almıyorum, paylaşacak bir şey bulamıyorum. Nasıl ne şekilde başladı bilmiyorum. Onunla çarpışıyoruz ve bir daha hiç ayrılmıyoruz. Aslında çok farklıyız birbirimizden, belki de tam zıttım ama bir şekilde birbirimizi tamamlıyoruz. En yakın arkadaşım oluyor o benim, aynı mahallede oturuyoruz. Aynı servisle okula gidiyoruz ya da otobüse kadar yürüyoruz. Denize bakıyor mahallemiz. Rüzgarlı kasabanın en sert rüzgarlı esiyor orada, saçlarımız darmadağın oluyor, eteklerimizi kafamıza geçiriyor. Durmadan konuşuyoruz, giderek kendimize özel sözcükler hatta bir dil yaratıyoruz. Çok komiğiz, eğleniyoruz, serserilikler yapıyoruz. Ailelerimizi tanıştırıyoruz sonra, onlar da arkadaş oluyor. Ben onlarda kalıyorum sürekli, o bizde. Birlikte uyuyoruz. Çok iyi anlaşıyoruz, onu çok seviyorum. Ortaokul bitiyor, güzel sanatlar lisesini kazanıyorum büyük bir şehirde. Kayıt oluyorum ama sonra vazgeçiyorum, kaydımı alıyorum. Hem uzaklaşmaktan, tek başıma olmaktan korkuyorum yabancı bir şehirde, hem de ondan ayrılmayı hiç istemiyorum. Yine beraberiz, liseye başlıyoruz. İkimiz de İngiliz dili ya da Amerikan dili okumak istiyoruz, yabancı dil sınıfını seçiyoruz. Geberene kadar bütün içkileri karıştırıp içiyoruz ailelerimiz yokken, oturup hamur açıp tatlı filan yapıyoruz ne biliyim. Okulu kırıp bilardo oynuyoruz. Her şeyi birlikte yaşıyoruz, sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, sırlarımızı, ilk aşklarımızı paylaşıyoruz, her şeyi bik bik bik eleştiriyoruz, hayaller kuruyoruz. Bazen birileri daha katılıyor bize ama onlar gelip geçiyor, biz kalıyoruz. Ayrılık rüzgarları esiyor bu kez rüzgarlı kasabada. Rüzgarla birlikte o uçup gidiyor, lise sona başlayacağımız yaz babasının işi nedeniyle başka bir şehre taşınıyorlar. Çok üzülüyorum. En sevdiğim arkadaşım uzaklara gidiyor, yapayalnızım. Birileri oluyor ama onun yeri hiç dolmuyor. Mektuplaşmaya başlıyoruz. En küçük gelişmeyi, detayı yazıyoruz birbirimize. Yıllığı hazırlarken ona boş bir sayfa ayırıyorum. Şöyle yazıyorum:

“Bu dönem bırakıp gittin bizleri. Gidişin başkalarını etkiledi mi bilinmez ama beni gerçekten çok etkiledi. Paylaştığımız onca güzel anı ve birlikte geçirdiğimiz onca zamandan sonra… Ama biliyorum ki uzakta olsan da yakınsın bana. Yakınımda olan ve bana kilometrelerce uzak olan onca insan varken, mekanın önemsiz olduğu ölümsüz dostluklardan bizimkisi. Sevgiyle kal…”

Sonra o İngiliz Dili'ni kazanıyor, İstanbul’a gidiyor, ben se güzel sanatlar okumaya başka bir şehre... Bir süre daha mektuplaşıyoruz, sonra mektuplar azalıyor ama birbirimizin doğum günlerini asla unutmuyoruz. Kartlar, küçük armağanlar yolluyoruz birbirimize. Seyrek ama upuzun telefon sohbetleri yapıyoruz. Bazen o bana geliyor, bazen ben İstanbul’a gidiyorum, buluşuyoruz. Hayatın rüzgarları artık daha da güçlü ve sert.Başka başka ortamlara giriyoruz, yaşantımızdaki ortak paylaşımlar azalıyor belki, iletişimimiz de ama birbirimize güveniyoruz ve seviyoruz. Tek umursadığım da bu. O her zaman benim için orada ve her zaman bana kollarını açıp destekleyebilecek en eski “dostum”. Üniversite bitiyor, o İzmir’e dönüyor. Ben İstanbul’da yaşamaya başlıyorum. Sonra başka yollar, başka başka rüzgarlar. Tam 15-16 sene olmuş ne tuhaf…Bir gün yazın msnde konuşuyoruz. "Evleneceğiz biz" diyor, "Sevgilim yurt dışında, benim de onun yanına gidebilmem için bir an önce nikah yapmamız gerekiyor, çok ta önemi yok". İçim titriyor. Ne zamanını söylüyor, ne de "gel yanıma" diyor. Üzülüyorum. İçimde rüzgarlar değil fırtınalar kopuyor. Gözlerimden yaşlar akıyor durmadan. Ay beni sakinleştirmeye çalışıyor. “Hayatın doğası bu” diyor, “Farklı yollardasınız artık, buna kendini alıştırmalısın.” Başka bir gün yeniden onu görüyorum msnde. Sitem ediyorum, "Kimseyi çağırmadım ki" diyor, "önemsiz bir şey bu..." Susuyorum. Öylece kalıyorum. Artık sadece çevrimiçi oluşunu görüyorum msnde. "Bu nasıl olur" diyorum, kabullenemiyorum. Küçükken yatakta uzanıp ya da sahilde yıldızlara bakıp hayal kurduğum kişi o. “Acaba bundan 5 yıl, on yıl sonra hangi noktada olacağız? Hangimiz daha önce evlenecek acaba? Şööle şööle olur, çocuklarımız olur belki…diye konuştuğum, meraklandığım kişi. Bu kadar mı önemsiz bir şey evlenmek diye düşünüyorum. Formaliteden de olsa onun yanında olmak isterdim o büyük günde ben, gülüşünü paylaşmak…Her an belki bir telefon açar, en azından mesaj atar diye düşünüyorum. Tanrım, acaba çoktan evlendi mi? Bunu bile bilmiyorum. Ay’la sözlendiğimizde msnde görüntü resmime koyuyorum ellerimizi, parmağımızda yüzüklerimizle. Bir bakıyorum, niki yanıp sönüyor masaüstümde. “Sözlendin mi yoksa?” diyor. Evet diyorum. “Ben evlendim” diyor, “Yurt dışındayım.” Hangi ülkede olduğunu bile soramıyorum. Düğün resmini gönderiyor bana. Ahh, o kadar güzel ki beyazlar içinde… "Peri kızları gibi” diyorum içimden, ağlıyorum, ağlıyorum…Hep mutlu olmasını diliyorum. O günden sonra hiç konuşmuyoruz. Çevrimiçi oluyor listemde, öylece nikine bakakalıyorum, değişen görüntü resimlerine. Bir “Merhaba” bile yok artık. Yeşil, yüzü bile olmayan bir simge…Sormak istiyorum ona, haykırmak… Neden? Neden? Ne önemi var ki…Hayatın doğası bu değil mi? “Ama olup bitenin olması gerektiği gibi süregeldiğini kabullendim artık” diyor Chloe. Kabullenmeliyim bunu ben de….Hiç kimseye sonsuza dek benim olacak gözüyle bakmamayı ben de öğrenmeliyim.

“İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...”

Bak, şair bile bunları söylerken…Ben beceremiyorum. Herkes için becerebildim, becerebilirim ama bu senin için geçerli değil. Orada öylece, sessiz, ilgisiz durmanı kabullenmeyi beceremiyorum. -Mış gibi yapamıyorum. Sana bu yazıyı yazıyorum, son bir armağan. Seni hayatımdan yolcu etmeden önce. Böyle olacaksan hayatımda, arada bir yerde olma. Hiç olma. Git kendi rüzgarınla. Belki sadece durur gülümserim arada, anılarımızla… Hep büyülü ve ışıklı şeyler olsun hayatında. Sağ tıklıyorum adının üstüne mouse umla.
Bu kişiyi silmeye hazır mısınız?

Sevgiyle kal “dostum”…
Seni çok seviyorum.

13 yorum:

kedi dedi ki...

Aldın beni nerelere götürdün bi bilseeeen.

Sunthing Special dedi ki...

Northern, sevgililer başka...Onların bana verebileceği, her türlü zararın üstesinden gelebilirim. İçi boş,gereğinden büyük sözcüklerin artık geçersizliğine gülüp geçebilirim. Ama dostlar...Onlar bambaşka, sevgililer gitse de dostlar kalır hayatında. Biri için vazgeçilmez olduğunda zaten adı sadece "sevgili" olmakla kalmaz...Dostlar sa bir avuçtur belki ancak ama işte bu yüzden o kadar zor bulunur ve kıymetlidirler...Eh, hayat tuhaf vapurlar filan...

diinimalist dedi ki...

alcak köfte
çok üsdün beni.. çok sefdiğim ve hayatimdan çıktıkları için kıl olduğum ama hala çok sevdiğim 3 kişi geldi aklıma. efes'le kınıyorum onları. yanında soslu fıstık. şaka bi yana. dostluk kolay kurulmuyo. bebek gibi ilgi ister. öldürmek canilik gibi. keşke sürse ölene kadar olsa bağlılıklar. soo bu kadarr mujukssssssssssssss

özlem dedi ki...

Rüzgarlı kasabada benim de candaşlarım var. sonsuza kadar sürmesini istiyorum çok mu zor? anlattığın hikaye korkuttu beni! buranın sert rüzgarından koruduk birbirimizi dostlarımla sonra çekip gitmemeliyiz birbirimizden...tüm dostlukların sonsuza kadar sürmesini diliyorum çünkü hayat yalnızca sevgi için yaşamaya değer...

Gün dedi ki...

İçim acıdı, benim de bir derdim var çok benzer yazmıştım bir aralar, ben silemedim acı verse de eskisi gibi olamasakta görmeye başladım O'nu...

Sunthing Special dedi ki...

@Esekbasi: Keşke bunları anlatmak durumunda hiç kalmasaydım...
@Canım Diiiiim: Herkesin hayatında benzer bir hikayesi var galiba. Evet dostluk kolay kurulmuyor, birini kazanmak o kadar zor ve emek isteyen birşey ki, ilmek ilmek işliyorsun özenle ama bak kaybetmek ne kadar kolay...
@Külkedisi: Biz rüzgara karşı koyamadık ama umarım senin bağların hiçbir rüzgarla kopmayacak kadar güçlü kalır...Rüzgarlı kasabaya benden selam söyle!
@Gün: Biliyorum, okumuştum yazını, çok iyi anlamıştım seni ama yorum yazmaya fırsatım olmamıştı. Beni üzen, içimi acıtan, göstermelik duran herşeyi hayatımdan silmeye karar verdim uzun zaman önce ve pişman değilim. Kararlarım geri dönülmez değildir ama çaba göstermesi gereken kişi ben değilim. Yine de Sheakespeare Amca şöyle der;"Onarılan herşey yamalıdır"
Sevgiler...

biri leri dedi ki...

hissedebileceğimi hiç sanmadığım şeyler hissettim okurken. gözlerim doldu. kendi 'giden'lerim için tek saniye üzülmeyi yasaklamışken kendime, bir 'başkası'nın gideni için bu kadar üzülmek niye? veremedim cevabını.

belki de kimseyi böylesi önemsememek, kimseyi böylesi sevmemek gerek. vazgeçilmez kılmamak. ama dostlar olmadan gerçek olur mu yaşam?

ne çok cevapsız soru var yarabbi.

"zırhlar ve maskeler; budur bizi güçlü kılan. zırhlar ve maskeler. ve lacivert portakal.."

Sunthing Special dedi ki...

Ah Ekxl ben sana ne diyim...3 nokta ve 3 damla yaş.Hepsi bu.

Oytun Yılmaz dedi ki...

ilginç bi konu açtın herkesin anlatacak bişeyleri var, benimde var, bence o kişiyi silmekten daha çok acı veren şey birlikte olduğunda sana eski dostluğunu hissettirmemesi. hepimiz biraz biraz değişiyoruz farklı yerlerde sonra biraraya gelince bakıyoruzki o birazlar kocaman olmuş. belkide en doğrusunu yaptın. her zaman kızarım bu lafa ama belkide gerçekten "gittiği yere kadar gitmeli"

osquée dedi ki...

bir de insanlar ilişkilere rasyonel bakmayı öğreniyor zamanla. yok insanlar farklı yönlere gider, yok paylaşılanlar azaldığında (ya da yavanlaştığında) bağlar zayıflar vs. ama ben de anlamak istemiyorum neden benim güneş saçlı ekürim 11 yıldan sonra, beni üniversite kantininde gördüğünde, bir selam verir gider. bir nedeni varsa bile, bilmemek, bilmeden üzülmek tam bana göre.

ibeking dedi ki...

ben hala böyle silmek zorunda olduğum arkadaşımı rüyamda görüyorum...sarılıyorum, gülüyoruz, hi,çbişey olmamış gibi konuşuyoruz..sabah kalktığımda onu ne çok özlediğimi anlıyorum..bir keresinde gurur murur dinlemeden aradım..seni çok özledim demek için ama numarasını değiştirmiş..

Sunthing Special dedi ki...

Candy'm, bebeğim, noolur... Noolur bu bizim başımıza hiç gelmesin. Bunun olmasına asla izin vermeyelim, birbirimizi hiç kaybetmeyelim...

Sardunya dedi ki...

sunthing... 12'den vurdun... benzer şekilde bir dostumu kaybettim... hala sızlar içim