3.11.06

Yüksek yüksek tepeler...

Aradan 1,5 ay geçti ama önce düğün, balayı, ardından işe dönüş, yaşadığım statü değişikliğiyle artan sorumluluklar, yeni bir düzen ve buna alışma süreci, bilgisayarımı haliyle eşimle paylaşmak durumunda kalmam ve onun sağlam bir çeviriyle boğuşma süreci derken bilgisayarın karşısına geçememek, bir de kendimizi talihsizce ‘Lost’a kaptırıp ‘kaybolmak’ gibi ölümcül bir hataya düşmek ve benzeri etkenlerden dolayı yayınımıza kaldığımız yerden rötarlı da olsa devam ediyoruz.
Ama bütün bunlardan önce hikâye post modern bir kına gecesiyle başladı. Sabah kargalar kahvaltılarını etmeden önce telefonumun çalmasıyla yataktan fırladım ve karşımda Budala Hanım kızımızı buldum. Bolca bidibidi ve koklaşmadan sonra öğleden sonra ben kuaföre o da saçına şöyle afili bir kuş yuvası topuz yaptıramayacağı çünkü saçları gayet rasta olduğu için plaja doğru yol aldık. Saçlar yapıldı edildi, akşam oldu, eve geldim ama hem heyecan, hem de organizasyon karışıklığından doğan bazı tersliklerden dolayı sinirlerim oldukça bozulduğu için şu yüksek yüksek tepeler diye tabir edilen kına gecesi ağlama seremonisini ben gecenin başında arka odada zırıl zırıl ağlayarak atlattım. Bu arada evimizin bahçesi ışıklarla süslenmiş, upuzun bir açık büfe sofra kurulmuş, tüm davetliler yerlerini almış ve bu bölgenin meşhur yerel kına gecesi esmer teyzeleri ellerinde tefleri ve cırtlak sesleriyle şarkı söylediklerini iddia ederek beynimizi pörtletmek niyetiyle bir köşede oturmaktadırlar. Dağılan makyajımı düzeltip derin bir nefes alıp kendimi bahçeye atıyorum. Ahh ne güzel… Yıllardır görmediğim herkes burada, tüm dostlarımız… Sadece kendi arkadaşlarımın çoğu yok, onlar da çalıştıkları için fazla izin alamamışlar, ertesi günkü düğün için gelecekler. Öyle bir topluluk ki hayatımın sonuna kadar bir daha asla hepsini bir arada göremeyeceğimden eminim. Rüzgârlı şehirde bebekliğime, çocukluğuma tanıklık etmiş bu amcalar, teyzeler, o bildik, yıllar sonra aynı sıcaklıkla gülen gözler… Sanırım düğünüm için gelen tüm bu insanları görmek beni hayatım boyunca en mutlu eden şeylerden biriydi. Hepsine tek tek sarılıyorum, konuşuyorum… Bu arada herkes yemek yiyor ama benim bir şeyler yiyebilmem ne mümkün, şarap kadehi en iyi arkadaşım oluyor, rahatlamamın tek yolu bu. Kadehleri diktikçe dikiyorum, içtikçe güzelleşiyorum. Sonra bir coşuyorum, inan düğünümde bile bu kadar eğlenmiyorum… Ay’ da karşı köşede benzer bir eylem içerisinde çocuklarla. “Gipsy Queens” orkestrası olanca gudubetliğiyle sürekli aynı tonda giden bir içli havaya başlıyor. Ahahaha, bunu yaptığıma inanamıyorum, kendime gülüyor da gülüyorum. Anne, Ay anne, ablalar, teyzeler derken iyice havaya giriyoruz, çılgıncasına oynuyoruz… Budala hanım bir köşeye çekilmiş kadehleri yuvarlarken bundan kurtuluş olmadığını ne yazık ki bilmiyor… Kendisi ısrarlar sonucu bahçenin ortasına doğru arz-ı endam ediyor ve süpersonik figürlerle “Ohh oh, işte aradığım etnik tat, özüme döndüm, kendimi buldum” nidalarıyla geberene kadar gülüyor ve kurtlarımızı döküyoruz. Annemin arkadaşlarından biri Budala’yla beni eve götürüyor. Hadise şu; ben annemin arkadaşının anneannesinden kalan gelinliğini giyeceğim, Budala da bana giyinmekte yardım edecek ama ben o kadar sarhoşum ki ayakta zor duruyorum. Bir de o muhteşem giysiyi görüyoruz ki kahkaha tufanı o zaman başlıyor. Pembe, altın sırma işlemeli bir şalvar, üstü, bir de kalın bir kemerden oluşuyor bu elbise. Çok eskiden kalma bir şey, o kadar işçilik var üzerinde, bir de teyze için manevi anlamı olan bir eşya, saygısızlık etmeyelim diye kasıyoruz ama o şalvar o kadar büyük ki-battal boy mu diyim ne diyim bilemedim-kendini içinde acaip hissediyorsun. Üzerine giyip belindeki lastiği büzüyorsun da büzüyorsun, anca duruyor bedeninde. Üzerine de o kaftan gibi şeyi geçirip, o koca kemeri de beline bağlıyorsun. Ama bu arada 2 saat geçiyor çünkü gülmekten neredeyse altına ediyorsun, o şalvarın içinde kocaman, şişko bir kütlesin, matruşka gibisin böyle ahuauhuh: P Hadi bakalım bindik bir alamete diyip bahçeye çıkıyorsun, pardon çıkarılıyorsun. Zira kafanı da bir eşarpla tamamen kapatıyorlar. İşte gecenin en mühim kısmı burada başlıyor. Seni bir sandalyeye oturtuyorlar. Budala Hanım elinde kına tepsisiyle geliyor, ışıklar sönmüş, en içli şarkılar seni ağlatmak için söyleniyor ama ne mümkün. Sen stokları çoktan tüketmişsin. Madem öyle biz de numara yaparız. Hüngürdeyip duruyorsun yalandan, iç çekiyorsun, ama bu o kadar teatral oluyor ki kayınvaliden bile kopuyor o noktada katıla katıla… Neyse efenim, sanırsam şöyleydi, kayınvalide avucunun içine altın koyuyor, sen de elini açmayı lütfediyorsun, ellerine kına yakılıyor. Sonra ablalar seni tutup sandalyeyle havaya kaldırıyorlar ve seni ‘Ay’, ‘Aaay’ diye bağırttırıyorlar. Beyaz atlı piğrensimiz Ay geliyor ve Sunting’e sarılıyor. Sonra biz bununla karşılıklı geçip bir posta daha oynuyoruz. Sonra ben bitap düşüyorum, bahçede çılgınca eğlence devam ediyor, bense düğünüme enerji saklamak için kendimi yatağıma atıyorum. ( ARKASI YARIN…)

10 yorum:

Ozgur Gercek dedi ki...

ah canım benim, ne cok ozlemisim seni okumayı:) kaybolma biryerlere sen. ay bu kına gecesi iyi oldu bak, yarın bende yolcuyum, kına gecesine ilk adım icin, dua et benim icin. sahi insanın kalbi cıkar mı yerinden heyecandan?

Sunthing Special dedi ki...

Dualarım seninle,herşey harika geçer umarım canım :)
Çıkçak gibi oluo ama çıkmıo kalp yerinden merak etmee,mucxss ;)

New York Muhtari dedi ki...

ne guzel bir yazi... sanki kinani gormus gibi hissettiriyorsun okuruna :-)) dugunun detaylarini sabirsizlikla bekliyoruz..

bu arada omur boyu mutluluklar.

k.i.s.d. dedi ki...

puahhahhahh, çok iyi yaa. İsim buldum yazına: Kına gecesi komedyası...

yarın yazarım demişsin 5 gün geçmiş, farkındasın değil mi?

Hoşgeldin:)

Asortik Krep dedi ki...

Ben Güneş sen AY
Annem de seviniyor...
Ne zaman dinlesem aklıma sen geliyorsun :)

Sunthing Special dedi ki...

k.i.s.d.=Güzel isim bulmuşsun sahiden hihi :)
Yazının sonundaki notu da arkası yarın değil arkası bi gün olarak değiştiriyim bari :P

Asortik krep: Ay-Güneş kısmı iyi de bu kadar dandik bi şarkı yapmasaymış bari Gülben ablamız :P "Bu da aşkımızın şarkısı" filan derdik en azından ahah :D

Sunthing Special dedi ki...

New york muhtarı: Teşekkür ederim :) Yazıcam detayları umarım bugünlerde...

bilge dedi ki...

o benim, evet.

Adsız dedi ki...

Sunthiinngggg!! 50 kere yazdim, ellisi de cikmadi yaa..bastan sona harika hikayeniz hep boyle mutlu ve eglenceli devam etsin insallah..mutlu kalin hep..

Sunthing Special dedi ki...

Eh sonunda çıktı elma şekeri :) Çook teşekkür ederim ve de öperim!