
İnsanların şehirlere, evlere ve odalara yani gönüllü hücrelerine tıkılmadan; masa başında yaşayıp, sandalye tepesinde ölmeden öncesini hatırlıyor musunuz?
Aramızda son birkaç hafta içerisinde acelesi olmamasına rağmen koşan var mı? İşyerindeki masasının bacağına zincirlenmiş ayaklarını salıverip bir semtten diğerine yürüyen? Peki ya en son ne zaman bir ağacın dalından elma kopardınız? Bu yazının bilgisayarda yazılıp, sizin tarafınızdan yine radyasyonlu bir ekrandan okunuyor olması her şeyi açıklıyor. Kaç saattir bilgisayarın başındasınız? Hemen kalkın bilgisayarın başından. Kaçın! Ama bu son cümlemi okuduktan sonra. En yakınınızdaki pencereyi açıp – karbonmonoksit de koksa – içinize çekin havayı. Gri bile olsa bulutlar. Birazdan bardaktan boşanırcasına yağmur yağacağını bilseniz bile, hemen dışarı çıkın.
Eğer sizi çağıran gerçekliğe değil de bu paradoksal yazıya döndüyseniz, şu andan itibaren sözüm sadece size: Bu yazı sonuna kadar okumayacak okurlar aramaktadır.
Evlerin içine hapsolmuş insanlar
yarı açık cezaevindeki mahkumları
büyük şehirlerin
Medeniyet, hepimizi hareketsizleştirip, iş yerlerimize, evlerimize, şehirlerimize ve kendimize hapsetmiştir. Hapsetmiş! Haltetmiş!
Şu ana kadar bu yazıyı okumaya devam edenlerdenseniz, siz hareket etmemekte kararlı olanlardansınız. Hemen ayağa kalkın ve bulunduğunuz odanın içerisinde bir iki dakika yürüyün. Bir elimiz Mouse’ta bir elimiz klavyede. Aynı hareketleri yapmaktan ağrıyan parmaklarımız. Dışarıda hava nasıl bilmiyorum ama hadi bırakın bu yazıyı ve çıkın dışarı yorulana kadar koşun, koşun…
Biz, beynimize takılan görünmez prangalarıyla yürüyen insanlarız. Hareketsizleşen toplumun tembel insanları. Biz televizyon başında, bilgisayar karşısında göbek bağlayan, biz rakı masasında büyüyen insanlar. Hala okuyor musunuz bu yazıyı. Hadi kalkın ama. Kalkın ayağa ve zıplayın. Küçük bir çocuk gibi. Kaybolan hareketliliğimizi, geçmişimizi taşıyan bir çocuk gibi. Bizim göremeyeceğimiz zamanlarda açacak bir tohum gibi. Zıplayın utanmayın. Yatağınızın üzerinde zıplayın. Küçük bir çocuk gibi. Hani hiç yorulmayan bir çocuk gibi. Onlar hiç yorulmaz çünkü sürekli hareket ediyorlar. Pelteleşmiş kaslarınızın bu çağrısına kulak verin. Ve hadi kalkın ve olduğunuz yerde bile olsa hareketiniz, zıplayın…"
*Kaynak: Doğa ve insan
İşe kapımın önünden beni aldıkları servisle gidip geliyorum.10 saat boyunca işte bu monitörün karşısında oturuyorum. Mouse'a dokunan parmaklar. Klavyeye dokunan parmaklar. Akşam üstüne doğru kızaran, yaşaran,acıyan gözler, mide bulantısı...Bir de üzerine şu anki gibi dayanılmaz,korkunç bir sırt,omuz, boyun ağrısı. Ve para kazanmak durumunda kalacağım her günün aynı şekilde geçecek olması ne acı. Ye,iç, otur otur, yat sonra. Sonra ben niye kilo aldım, göbüş yaptım de...
Dışarıda çoğunlukla güneş vardır burda oysa ve harika, tertemiz bir hava. Şu koskocaman dağın dibinde çalışıyorum ne de olsa. Ama benim görünmez prangalarım var. Eh, arada tuvalete gitme, yemek yeme, çaycıya söylemeden kahvemi gidip kendim alma gibi egzersiz çalışmalarım var! Zaten hareketsizliğe doğuştan meyilli miskin bünyem, bir de üzerine bu yaşam şekli. Neden daha hareketli, sosyal bir iş seçmedim ki sanki? Sandalyeni sağa dondur, sonra sola. At ayağını bir o yana, bir bu yana. 20 dakikada bir gözlerini monitörden ayırmayı da unutma! Eh , madem şansım yok artık insanların şehirlere, evlere ve odalara yani gönüllü hücrelerine tıkılmadığı; masa başında yaşayıp, sandalye tepesinde ölmediği zamanlara dönüp yaşamaya.
Siz burada öylece durun, ben kalkıp gidiyorum birazcık zıplamaya!

4 yorum:
her dedigine katiliyorum kelimesi kelimesine..arti bunlari ben de yapip ustune kapali spor salonalrinda ter dokuyorum...derin nefesler falan hikaye..disari cikmak lazim..dogaya.
:)allahtan bugun disariya ciktim, pek iyi bir nedenle olmasa dahi, muhtesem bir karlarla kapli ormanin icinde yurudum, buyulendim, fotograf makinasi almadigim icin kizdim kendime.. Yoksa ayni anlatildigi gibi bir hayat yasiyorum ben de, bugun cikmis olma tesadufunu yasamamis olsam oturup aglatirdi bu yazi beni, utanirdim halimden..
ühühü
Löpçük mü olduk şimdi:(
Bile bile lades, modern zamanlar laneti, karaborsa: boş zamanlar, kitap okumalar, çiçek dikmeler ve uzun yürüyüşler... Masa başındaki herkes, derinden hissettiğimiz bu sızıyı paylaşmaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. ne acıı...
Yorum Gönder