Gelinlik ve onun içinde olmak harika bir şey ama onunla yürüyebilmek resmen bir çile. Tarlatanın uygun bir yerinden tutup kaldırıcan ama olmuyor işte kayıyor, bir de gelinliğimin arkası kuyruklu. Dans ederken ayağım takılıyor, ayh ayhh umarım rezil olmam diyorum içimden. Kendimi lunaparktaki dönen balerinler gibi hissediyorum…
Zaman geldi ve düğünün yapılacağı mekâna gittik. Mekân, Cennet sahilinin kıyısında, sevmediğim o moda tabirle bir “beach club”. İçinde gelenlerin kalabilecekleri harika bungalovlar, çadır yerleri ve bir karavan kamping var, ön tarafında da kumsal ve restoran/bar bölümleri…
Bizim için denizin kıyısına ahşap bir platform kuruldu, masamız hazırlandı, süslendi ve ışıklandırıldı. Girişten platforma kadar meşaleler yakılarak bir yol hazırlandı. Aralarından geçip yerimize kurulacağız.
O büyülü dakikalara gelinceye dek bungalovlardan birine geçip nikâhımızı kıyacak olan Cennet Belediye Başkanı’nın gelmesini beklemeye koyuluyoruz. Bu arada davetliler yerlerini almaya başlıyor ve arkadaşlarımız Y. ve H. yan flüt ve gitarla hafif bir müzik yapıyorlar. Ardından minik nedimemiz geliyor pembe harika elbisesiyle. Eteğimin arkasından tutuyor. Ay elimden tutuyor, içimden derin derin nefesler alıyorum, birbirimize bakıyoruz “aşkla”. Biraz rahatlıyorum. Mendelssohn’dan "Wedding March" (Bu an’a gelince şu satırları yazarken bile kalbim deli gibi hızlı atmaya başladı!) çalmaya başlıyor. Kumlarda yürümeye başlıyoruz, off Allahım! Lanet olası gelinlikle yü-rü-ye-mi-yo-rum!!! Ay boncuk boncuk terler döküyor, bana yardımcı olmaya çalışıyor ama ne mümkün, sonunda sorunun arkadaki minik fıstıktan kaynaklandığını anlıyorum, o kadar yavaş yürüyor ki bizim yürüme hızımıza yetişemiyor, haliyle gelinlik de takılıyor. Bu sorunu da halledip meşalelerin arasından geçiyoruz, şahitlerimizle birlikte masadaki yerimizi alıyoruz. Ay-of-aman herkes bize bakıyor yahu! Flaşlar patlıyor, kameralar… Masanın altına mı saklansam acaba derken sevgili nikâh memurumuz konuşmasına başlıyor. Ay ellerimden sımsıkı tutuyor. Sonunda o büyük soru geliyor; “Ay’ı eşim olarak kabul ediyor muyum?” Sanırım belediye başkanı da bizim kadar heyecanlı ki mikrofonu bana uzatmayı unutuyor, öylece bekliyor, ben de bekliyorum. En sonunda “Mikrofonu uzatırsanız söyleyeceğim” diyorum hihih, herkes kopuyor. Ay’ da onu heyecanlandırmak için pislik yapıyorum zannediyormuş o ana kadar sessiz kalınca: P “EVET!” diye bağırıyorum, aynı soruyu Ay’a da soruyor, Ay’ da bana bakıyor ve SONSUZA KADAR EVET!” diye bağırıyor. Mmm… İşte oldu! Şahitlerimiz onaylıyor, imzalarımızı da atıyoruz, Ay duvağımı kaldırıyor, beni öpüyor, sonra da ben ayağına basıyorum heheh. Bu arada insanlar bizim ayakları göremedikleri için sürekli ayağına bas filan diye bağırıyorlar, çocuğun ayağına bin kere basıyorum ben de: P Biraz, fotoğraf ve tebrik faslından sonra sahilden barın olduğu platforma doğru yürüyoruz. Hep hayal ettiğim melodi çalıyor Louis Armstrong’dan;
"hold me close and hold me fast
the magic spell you cast
this is la vie en rose
when you kiss me,
heaven sighs
and though i close my eyes
i see la vie en rose
when you press me to your heart
i'm in a world apart
a world where roses bloom
and when you speak
angels sing from above
every day words
seem to turn into love songs
give your heart and soul to me
and life will always be
la vie en rose
i thought that love was just a word
they sang about in songs
i heard it took your kisses to reveal
that i was wrong, and love is real
hold me close and hold me fas
tthe magic spell you cast
this is la vie en rose"
Kollarındayım. “Eş”imin.
Dans etmeye başlıyoruz.
Gözlerimi kapıyorum.
Dünya gözden kayboluyor.
Olmak istediğim yerdeyim.
“CENNET”teyim.
Seninleyim…
Sonra bir düğünde-düğünümüzde olduğumuzu anımsıyorum. Bolca müzik, dans, insanlar… Artık daha rahatım. Takılar takılıyor, işte düğünün ve sıkıcı ama kazançlı faslı: P Öpüşmeler, tebrikler, objektife bakıp gülümsemeler. Ardından Frank Amca “Love and Marriage” derken pastamız geliyor. Mmmm leziz. Bu arada önceden ayarladığımız davulcu, zurnacı, bişeyciler kayıp, kesinlikle ulaşamıyoruz. Dünyanın en abuk, kafası güzel düğün DJ’iyle devam etmek durumundayız. Şöyle ki mekânın sahibi yurt dışında olduğundan ve mekânın dj’i de başta yaptığımız anlaşmanın aksine başka bir barda çalacağından biz son gün müzikleri kendimiz hazırladık ve mixer kullanmayı bilen bir veledi de dj yaptık fakat bu arkadaş belli şarkılar dışında kafasına göre takılmayı tercih etti. Amcalar, teyzeler Chemical Brothers’la filan dans ediyor ahah. Sanırım bir ara Smoke 2 joints’ le hip hop birşeyler bile duymuş olabilirim. Yine de hayatımızı kurtardı valla müzisyenlerin de gelmediği düşünülürse… Sonra ışıklar karardı ve arkadaşımız S. Ortaya çıktı. Harika bir müzikle, harika ateş dansını yapıp herkesi coşturdu, farklı ve güzel bir şov oldu. Gece yarısı düğün yavaş yavaş dağılmaya başladı. Ben duvağı bırakıp gelinliğimi çıkardım, askılı, minik beyaz bir elbise giydim. Ay’da beyaz incecik bir bluzla siyah ince bir şalvar. Arkadaşlarımızla Cennet sahilinde en sevdiğimiz bara gidip partiye orada devam ettik. Dostlarımın hepsi-çok isteyip de gelemeyen birkaç tanesi dışında oradaydı. Bir daha bir araya gelemeyecek bir kadro. İşte o an anladım “uzakta” olsam da yanımda olduklarını çünkü “Tırnak makasının ucunda sallanan o toplar gibi birbirine bağlı insanlarlar” dık biz.
Kollarındayım. “Eş”imin.
Dans etmeye başlıyoruz.
Gözlerimi kapıyorum.
Dünya gözden kayboluyor.
Olmak istediğim yerdeyim.
“CENNET”teyim.
Seninleyim…
Sonra bir düğünde-düğünümüzde olduğumuzu anımsıyorum. Bolca müzik, dans, insanlar… Artık daha rahatım. Takılar takılıyor, işte düğünün ve sıkıcı ama kazançlı faslı: P Öpüşmeler, tebrikler, objektife bakıp gülümsemeler. Ardından Frank Amca “Love and Marriage” derken pastamız geliyor. Mmmm leziz. Bu arada önceden ayarladığımız davulcu, zurnacı, bişeyciler kayıp, kesinlikle ulaşamıyoruz. Dünyanın en abuk, kafası güzel düğün DJ’iyle devam etmek durumundayız. Şöyle ki mekânın sahibi yurt dışında olduğundan ve mekânın dj’i de başta yaptığımız anlaşmanın aksine başka bir barda çalacağından biz son gün müzikleri kendimiz hazırladık ve mixer kullanmayı bilen bir veledi de dj yaptık fakat bu arkadaş belli şarkılar dışında kafasına göre takılmayı tercih etti. Amcalar, teyzeler Chemical Brothers’la filan dans ediyor ahah. Sanırım bir ara Smoke 2 joints’ le hip hop birşeyler bile duymuş olabilirim. Yine de hayatımızı kurtardı valla müzisyenlerin de gelmediği düşünülürse… Sonra ışıklar karardı ve arkadaşımız S. Ortaya çıktı. Harika bir müzikle, harika ateş dansını yapıp herkesi coşturdu, farklı ve güzel bir şov oldu. Gece yarısı düğün yavaş yavaş dağılmaya başladı. Ben duvağı bırakıp gelinliğimi çıkardım, askılı, minik beyaz bir elbise giydim. Ay’da beyaz incecik bir bluzla siyah ince bir şalvar. Arkadaşlarımızla Cennet sahilinde en sevdiğimiz bara gidip partiye orada devam ettik. Dostlarımın hepsi-çok isteyip de gelemeyen birkaç tanesi dışında oradaydı. Bir daha bir araya gelemeyecek bir kadro. İşte o an anladım “uzakta” olsam da yanımda olduklarını çünkü “Tırnak makasının ucunda sallanan o toplar gibi birbirine bağlı insanlarlar” dık biz.
Yarın tüm bunlar olalı tam 2 ay olacak.
Güneş ve Ay 2 aydır “evli” olacak.


18 yorum:
Çok güzelll anlatmışsınız.Mutluluğunuz daim olsun..:))
Saglıklı huzurlu ve cocuklu sevgı dolu bir evlilik hayatı olsun sizin sürdürdüğünüz- İbiş
Ne güzel, aynı heyecanla anlatmışsın.Yarın da bizim nişan yıldönümümüz . 10. yılımız. :)
Teşekkür ederim epsilon, umarım öyle olur :)
İbiş Hanım! Çoluğu çocuğu ne diye karıştırıyosun şimdi kujum :P Hadi olsun bakalım.Yerim seni!
Owww!Umarım biz de o 10 yılları görebiliriz Aslicin :) Sevgiler..
Nice mutlu aylara canım. Nice güzel yıllara...
Fotodakiler siz misiniz?
Teşekkür ederim k.i.s.d :)
Biziz onlar evet...
cennette evlenen baska bır ınsan olarak bende dugun fotolarını dıs mekanda cektırdım.bızımkı Tuana da olmustu onun sahılını dogasını kullandık sen anlatınca bak benımkı canlandı gozumde.sizin sugar da süper bır yer bence dugun ıcın kardesım evlenıcek belkı bu yaz bızde onunkını orada yapabılırız.fotonuz cok güzel bızdede banzerı var bu pozun ;P
:)) 2 ay olmuş Ay ile Güneş biraraya geleli ama öyle güzel anlatmışsın ki, biz de düğündeydik sanki :))
nice nice çok güzel çok mutlu aylara Ay'la :)
sunthing ya okuyunca gözüme toz kaçtı sanki :) çok güzel anlatmışsın, bir ömür boyu mutluluklar dilerim, süper foto, tebrikler :))
eee peki ben niye agliyorum simdi :))? hep boyle mutlu ol, hic tanimadigim bir insan icin ancak bu kadar mutlu olabilir, ancak bu kadar hissedebilirim :)). opuyorum seni kocaman :)
ay ben de evleneyim. bir an once. cok ozendim :)
super..dakika dakika gozumun onunde canlandi gercekten :) tekrar mutluluklarrr!!
bunu düşündüm ama ,
ulan.. kaç gün sonra geldim buraya, dediğim şeye bak..
olsun, düşündüm ben bunu.. hatta güldüm.. artık cezam neyse kes..Sen, ay ve güneş dedin ya...
ben de ne dedim biliyor musun o fotoğrafı görünce;
-Adamın kafası Ay gibi parlıyor hakkaten...
Allah beni kahredecek :(
Tenk yu Aqua :)Ve fekat Sugar'da çok eksik var organizasyonla alakalı.Ya herşeyi konuşup garantiye alın önceden ya da başka bir yer seçin derim ben. Bak dj'siz kaldık son gün biz mesela:P
Ela,Starbug ve Bething çook teşekkürler.Darısı başınıza:P
Princess inan ben de senin için çok mutluyum tatlım, çok öptüm ben de!
Ah Candym,bitanem benimm,senin de şu kurbağalardan kurtulup prensine kavuşmanı umuyorum artık.SENİ ÇOOK SEVİYORUM....
Hadi bakalım Simi hanım,bir an önce evleniniz O'nunla madem bu kadar heveslisiniz:P
Sayın Herackles ay gibi parlamak dışında çok iyi de kafa atma özelliği var, bilmiyorum yani eheh ;P
Helal olsun be Sunthing! Neşe dolusun vesselam...
benim de çok hızlı kaçma özelliğim vardırrrrrrrrr....
sen yoksa "aile kurumunu koruma ve geliştirme derneği"nin başkanı mısın? be ne biçim bir teşviktir, nasıl bir imrendirmedir, yaktın gençliği, bitirdin herkesi...
Ehehehe benim o evet, sizi de nikah masasında görmek isteriz Divad beyciğim ;)
Yorum Gönder