16 Eylül 2006. Uyandım. Derin bir nefes aldım. Bugün asla unutamayacağım bir gün olacaktı. Asla tekrarlanmayacak bir gün. Gerginlikten ve heyecandan patlayacak gibiydim. Bahçeye indiğimde düğün için şehir dışından gelen dostlarımı buldum. Mutlu oldum. Sarıldık. Konuştuk. Bir şeyler yedik. Öğleden sonra kızların bir kısmı ve anne tayfasıyla kuaföre gittik. Kızlar gelinliğimi giydirdiler, oturdum, saçlar, makyajlar hazırlandı. Sonra Ay prensim beni almaya geldi. Owww! Ne kadar da tapılası olmuş bu kıyafetin içinde. Sanırım çok özel bir şey olmadıkça, onu böyle takım elbiseler içinde göreceğim son gün… O da beni çoook beğendi beyazlar içinde hihih-her ne kadar yürüyemesem de: P Çılgın halamın kullandığı, süslenmiş beyaz gelin arabamıza bindik ve fotoğrafçılarla sözleştiğimiz yere gidip onlarla buluştuktan sonra bizim eve doğru yola çıktık. Bahçede ufak bir baba-kız seremonisinden sonra Cennet sahiline indik. Stüdyoda, kapalı ortamda fotoğraf çektirmektense Cennet plajında olmayı tercih etmiştik. Erol Atar kılıklı fotoğrafçı abiler bizi şekilden şekle sokup şebek şebek pozlar verdirdi. Biz de bolca güldük halimize. Sonra kayışı kopardık, Titanik pozları bile verdik: P Düğünün başlamasına az zaman kalmıştı ama düğünün yapılacağı yer zaten 5 dakika uzaklıktaydı. Birer viski içtik sahilde heyecanımız gitsin diye, biraz dans etme ve yürüme, oturma provası yaptık.
Gelinlik ve onun içinde olmak harika bir şey ama onunla yürüyebilmek resmen bir çile. Tarlatanın uygun bir yerinden tutup kaldırıcan ama olmuyor işte kayıyor, bir de gelinliğimin arkası kuyruklu. Dans ederken ayağım takılıyor, ayh ayhh umarım rezil olmam diyorum içimden. Kendimi lunaparktaki dönen balerinler gibi hissediyorum…
Zaman geldi ve düğünün yapılacağı mekâna gittik. Mekân, Cennet sahilinin kıyısında, sevmediğim o moda tabirle bir “beach club”. İçinde gelenlerin kalabilecekleri harika bungalovlar, çadır yerleri ve bir karavan kamping var, ön tarafında da kumsal ve restoran/bar bölümleri…
Bizim için denizin kıyısına ahşap bir platform kuruldu, masamız hazırlandı, süslendi ve ışıklandırıldı. Girişten platforma kadar meşaleler yakılarak bir yol hazırlandı. Aralarından geçip yerimize kurulacağız.
O büyülü dakikalara gelinceye dek bungalovlardan birine geçip nikâhımızı kıyacak olan Cennet Belediye Başkanı’nın gelmesini beklemeye koyuluyoruz. Bu arada davetliler yerlerini almaya başlıyor ve arkadaşlarımız Y. ve H. yan flüt ve gitarla hafif bir müzik yapıyorlar. Ardından minik nedimemiz geliyor pembe harika elbisesiyle. Eteğimin arkasından tutuyor. Ay elimden tutuyor, içimden derin derin nefesler alıyorum, birbirimize bakıyoruz “aşkla”. Biraz rahatlıyorum. Mendelssohn’dan "
Wedding March" (Bu an’a gelince şu satırları yazarken bile kalbim deli gibi hızlı atmaya başladı!) çalmaya başlıyor. Kumlarda yürümeye başlıyoruz, off Allahım! Lanet olası gelinlikle yü-rü-ye-mi-yo-rum!!! Ay boncuk boncuk terler döküyor, bana yardımcı olmaya çalışıyor ama ne mümkün, sonunda sorunun arkadaki minik fıstıktan kaynaklandığını anlıyorum, o kadar yavaş yürüyor ki bizim yürüme hızımıza yetişemiyor, haliyle gelinlik de takılıyor. Bu sorunu da halledip meşalelerin arasından geçiyoruz, şahitlerimizle birlikte masadaki yerimizi alıyoruz. Ay-of-aman herkes bize bakıyor yahu! Flaşlar patlıyor, kameralar… Masanın altına mı saklansam acaba derken sevgili nikâh memurumuz konuşmasına başlıyor. Ay ellerimden sımsıkı tutuyor. Sonunda o büyük soru geliyor; “Ay’ı eşim olarak kabul ediyor muyum?” Sanırım belediye başkanı da bizim kadar heyecanlı ki mikrofonu bana uzatmayı unutuyor, öylece bekliyor, ben de bekliyorum. En sonunda “Mikrofonu uzatırsanız söyleyeceğim” diyorum hihih, herkes kopuyor. Ay’ da onu heyecanlandırmak için pislik yapıyorum zannediyormuş o ana kadar sessiz kalınca: P “EVET!” diye bağırıyorum, aynı soruyu Ay’a da soruyor, Ay’ da bana bakıyor ve SONSUZA KADAR EVET!” diye bağırıyor. Mmm… İşte oldu! Şahitlerimiz onaylıyor, imzalarımızı da atıyoruz, Ay duvağımı kaldırıyor, beni öpüyor, sonra da ben ayağına basıyorum heheh. Bu arada insanlar bizim ayakları göremedikleri için sürekli ayağına bas filan diye bağırıyorlar, çocuğun ayağına bin kere basıyorum ben de: P Biraz, fotoğraf ve tebrik faslından sonra sahilden barın olduğu platforma doğru yürüyoruz. Hep hayal ettiğim melodi çalıyor Louis Armstrong’dan;
"hold me close and hold me fast
the magic spell you cast
this is la vie en rose
when you kiss me,
heaven sighs
and though i close my eyes
i see la vie en rose
when you press me to your heart
i'm in a world apart
a world where roses bloom
and when you speak
angels sing from above
every day words
seem to turn into love songs
give your heart and soul to me
and life will always be
la vie en rose
i thought that love was just a word
they sang about in songs
i heard it took your kisses to reveal
that i was wrong, and love is real
hold me close and hold me fas
tthe magic spell you cast
this is la vie en rose"
Kollarındayım. “Eş”imin.
Dans etmeye başlıyoruz.
Gözlerimi kapıyorum.
Dünya gözden kayboluyor.
Olmak istediğim yerdeyim.
“CENNET”teyim.
Seninleyim…
Sonra bir düğünde-düğünümüzde olduğumuzu anımsıyorum. Bolca müzik, dans, insanlar… Artık daha rahatım. Takılar takılıyor, işte düğünün ve sıkıcı ama kazançlı faslı: P Öpüşmeler, tebrikler, objektife bakıp gülümsemeler. Ardından Frank Amca “Love and Marriage” derken pastamız geliyor. Mmmm leziz. Bu arada önceden ayarladığımız davulcu, zurnacı, bişeyciler kayıp, kesinlikle ulaşamıyoruz. Dünyanın en abuk, kafası güzel düğün DJ’iyle devam etmek durumundayız. Şöyle ki mekânın sahibi yurt dışında olduğundan ve mekânın dj’i de başta yaptığımız anlaşmanın aksine başka bir barda çalacağından biz son gün müzikleri kendimiz hazırladık ve mixer kullanmayı bilen bir veledi de dj yaptık fakat bu arkadaş belli şarkılar dışında kafasına göre takılmayı tercih etti. Amcalar, teyzeler Chemical Brothers’la filan dans ediyor ahah. Sanırım bir ara Smoke 2 joints’ le hip hop birşeyler bile duymuş olabilirim. Yine de hayatımızı kurtardı valla müzisyenlerin de gelmediği düşünülürse… Sonra ışıklar karardı ve arkadaşımız S. Ortaya çıktı. Harika bir müzikle, harika ateş dansını yapıp herkesi coşturdu, farklı ve güzel bir şov oldu. Gece yarısı düğün yavaş yavaş dağılmaya başladı. Ben duvağı bırakıp gelinliğimi çıkardım, askılı, minik beyaz bir elbise giydim. Ay’da beyaz incecik bir bluzla siyah ince bir şalvar. Arkadaşlarımızla Cennet sahilinde en sevdiğimiz bara gidip partiye orada devam ettik. Dostlarımın hepsi-çok isteyip de gelemeyen birkaç tanesi dışında oradaydı. Bir daha bir araya gelemeyecek bir kadro. İşte o an anladım “uzakta” olsam da yanımda olduklarını çünkü “Tırnak makasının ucunda sallanan o toplar gibi birbirine bağlı insanlarlar” dık biz.
Yarın tüm bunlar olalı tam 2 ay olacak.
Güneş ve Ay 2 aydır “evli” olacak.